il formules di pluie







pluie et son parapluie

Categories: diario | Mayıs 11th, 2008 | by Banu | 12 comments

*oyulan, gölgelere boğulan bir çıkmazda hızla sıkıştığım ,eridiğim, söylemekle söylememek arasında tedirgin bir sarkaç olduğumdan en emin olduğum gün*

yan masadaki çift decaff istedi
kahve olmayan kahverengi bir sıvı neden içmek istenirdi ki?

özünden arındırılmış bir şeyi içtiğinde insan keyif mi alır? ya da  keyif aldığını mı hayal eder?

kahve içerek keyif al” ve “kahve sağlığına zarar verici olabilir” uyarılarını aynı anda dinliyorlardı.

kahve içmek“le “içmemek“i bu yüzden aynı anda yapıyorlardı.

*sen cennet gibi olduğun için kıskaçtan çıkıp, gelgitlerimi durdurup, hayalden  salıncağımdan inip boynuna sarılmak istediğim gün*

xanaxla şampanyayı aynı anda içen birer glamourama  kahramanı olduğunu düşündüm o çiftin.

şampanya heyecan vericidir” ve “xanax sakinleştircidir” diyordu uyarılar. kahraman sadece birini değil, zıt olduğu halde her ikisini dinliyordu. durmadan bunları içiyordu.

*yandaki çifti de ,  glamourama  kahramanını da anladığım gün.*

söylemekle söylememek arasında kıvranan ben için de bir decaff var mıydı?

denizleri olan şehirlere kapılmak gibi, beni anladığına inanmam gibi huzurlu zamansız noktalar?

*tom waitsin durmadan “but I feel much cleaner after it rains” dediği gün.*

kalbim artık dinlensin diye sanki

incecik, daha büyümemiş, uslu bir yağmur indi.

söylemekle susmayı aynı anda yaptım,

çok ağladım.







şüphesiz henry lee benim için bir mayındı

Categories: diario, frenesia | Mayıs 10th, 2008 | by Banu | 5 comments

korktum, söyleyemedim

söylesem sırtımdaki yük sonsuz küçük parçaya ayrılır göğe karışırdı

tüm yorgunlukları unuturdum geçmişin ruhuma bıraktığı izler dahil

 

And the wind did howl and the wind did blow
La la la la la
La la la la lee
A little bird lit down on Henry Lee







ahu-dudu! sen yaptın!

Categories: diario, disegno, frenesia | Mayıs 5th, 2008 | by Banu | 16 comments

 

evren tam bir ahududu

 

 

*bana dondurma ısmarladılar mühim bir kordinatta.
çünkü evren tam bir transsıfır noktası.

*gecikmiştim, ceza hakediyordum. keyfî bile olsa bir eşdeğerlik ilkesi kabulü ceza dediğin. trans yağ oranı sıfır olan bölgede herşey değişiyor. benim ödül dediğimin adı ceza oluyor.
çünkü evren tam bir çelişki.

*sevdiğimiz omuzlara papağan kondurulursa onların kulakları çınlıyor. sonra zorla banallik üzerine bir söyleme imzam atmam konusunda tehdit alıyorum.
çünkü evren tam bir komplo.

*konuşurken insanı iki pembe-beyaz dondurmalı şekerin ve bonus olarak hemen sol duvarda konuçlanmış onbeş figüranın birden dinlemesi güzel şey.
çünkü evren tam bir hamsi kasası.

*sonra mocaco‘nun yarım dairesinden geçerek girdik kahve içmeye. efsaneye göre tam adını söylemezseniz size içmek istediğiniz şeyi vermiyorlarmış.

*benim neden x maddesi düşen kazandan çıkıp da, power puff girls’e dram yaptığım,
cevatnur’un neden prensescilik okulunda topuklu ayakkabı giyme dersinden hoca ona taktığı için kaldığı,
sonra ahududu aromalı şüröd‘ün hayran kaldığım sesiyle tesbitleri,
trende polonyalılar,
güneybatıda afrikalılar ve portekiz’den bahsettik.

okyucu: portekiz neden her yerden çıkıyor kuzum?
pluie: portekizi ben seçmedim, seçilmiş o.

çünkü evren tam bir macellan.

*ileride ortak bir yeni tavşan seslendirmesi ihtimaline karşı albüm kapağı resmimizi önceden çektirdik.
ses yalıtımlı fanusu icadettik. sonra onu kibrit kutusuna koyduk. canlı müzik hususuyla pek ilgilenmedik. altkomşu çıldırtan türküsünü peçeteye yazmayı düşündük, sonra vazgeçtik.

çünkü evren tam bir delilik.

*semikodüktörleri ve sişarpı sevmiyoruz hepimiz. anlaştık da, diferansiyeldenklem sevmek n’oluyor?
herkes şrödinger’in zamandan bağımsız denklemini sevecek.

çünkü evren tam bir şüröd.

*feneralayı hamdullah s. beyi selamlamamız ve şeker transferini sünger bob mahallinin az ötesinde yapmamızdan sonra balkant dolaylarında sessizharfler malikanesinde son buldu.

*oyuncular evlerine dağılmasına rağmen, kıskandırma ve hava atma çalışmaları tüm gece boyunca azimle sürdürüldü.
ertesi gün cevatnur unuttuğu batıyakası sınavına girecek, şüröd anadoludan gelen numaraları meşgule çevirecek, pluie onlara sebastian yerine supergeniuspetgary almalarını önermeyi düşünecektir.

çünkü evren tam bir kıskançlıktır.

herkeste içi poison dolu pembe yüzük olmaması ve duvardaki asenkronik çentikler moral bozuyor.

zira evren tam bir boy ölçüsü alma yeridir.

pluie

 

randompong

 

 







passive! seni sever, seni söyleriz …

Categories: diario | Mayıs 2nd, 2008 | by Banu | 32 comments

hangingbymissing

bazen

bazen bazılarını çok özlerim ben
onlar bilmez kendilerini özlediğimi
ne kadar özlediğimi anlatsam
şaşırır ya da gülerler belki
bazen otobüste otururken arkamda oturduğunu düşünürüm
dönüp bakınca bana gülümseyecekmiş gibi
bazen istiklalin kalabalığında kimseye dokunmadan yürümeye çalışırken
tramvayın kenarından aniden karşıma çıkacakmış gibi

camdan yüzümün yansımasına bakakalırken
onun yansıması da arkamdan görünecekmiş gibi
tam olarak kimi özlediğimi bulursam
t
am bir ben olabilirim ya da biz

passive

passive etkisi ölçmek amaçlı test cihazı:

PageRank







sin palabras

Categories: diario, frenesia | Nisan 30th, 2008 | by Banu | 13 comments

 

ease

sevdiği çok şey var / müthiş kokulu bir içecek en yenisi mesela

yağmurla gelen şehrayinler var / diğer her yabancının tuvalden silinmesi mesela

gözlerini dolduran çok şey var / minnet mesela

utandığı çok şey var / cennette yüksek sesle şiir okumak mesela

uykuya dalmak istediği çok an var / gözlerinin önünden güzel bir şehir, deniz ya da yollar şarkı söyleyerek akarken mesela

bir de söylemesi zor şeyler var

kelebek mayına konduğunda

sözlerin pek hükmü kalmıyor ama

 






ernesto_sabato

 

 

Yüzünün sevimli olmasına karşı sert birşey gizliyordu. Uzun kestane rengi saçları vardı. Yirmialtı yaşından daha büyük göstermemesine karşın onda yaşını aşan birşey vardı; çok şey yaşamış insanlara özgü o tipik hava.

 

 

 







Puslu Kıtalar Atlası

Categories: diario, disegno, filosofia, frenesia, lettura | Nisan 10th, 2008 | by banu | 21 comments

düş

Dünya Bir Düştür.

Ama Düşlere Dokunmak Mümkün Olabilir mi?

Tarihi bir kitab okuyacak olduğunuzu sanıyorken daha önsözde uyarınızı alıyorsunuz: “Bu bir tarihi roman değildir.” Fantastik yeni bir dünyaya girerken şu cümlelerle başlıyor kitap:

“Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı kâinattan 7079 yıl, İsa mesih’ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.”

Buradan itibaren Atlas Vacui’nin sayfalarının içine, Uzun İhsan Efendi’nin düşlerine,Kubelik’in testeresinin dişine, bir zaman makinasının aynasına, barbut oynayanların akıl karıştıran hileli sehbasının üzerine, boşluk imal edecek bir atölyeye düşüveriyorsunuz. Her köşede dilenciler, uzak bir köşede de girdiği her çatıya yıldırım düşüren “Dertli” var.

Bilgi arayışının boşlukla özdeşleşmesi, kitap boyunca uyuyan bekçinin son bölümde gözlerini açması, kuzeye secde edenler, boşluğun hammadesi uğruna verilen emekler, pi sayısının küsüratının casuslukla ilintisi,kehanet saatini kurgulayan büyük mehdi planı, René Decartes’ın kitapta Rendekar diye bahsedilişi, Yöntem Üzerine Konuşmalar’ın Zagon Üzerine Öttürmeler diye anlatılışı, Uzun ihsan düşlerken İhsan Oktay’ın yazıyor oluşu… Hepsi içiçe örgülerden dokunmuş bir masal oluveriyor.

Uzun İhsan Efendi kitabın çekim alanının düzlemi eğrilttiği yerde duruyor. Sonra içiçe olay örgüsü okuyanın elinden tutup onu kendi istediği yöne çekiyor. Uzun İhsan Efendi’nin oğlunun adı Bünyamin. Bünyamin’in anlamı yazı yazan sağ el ya da yazarak yaratılmış oğul anlamında. Ona şöyle diyor:

Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklaırma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun binbir halinden korkma!

Kendisinden düşler yarattığım boşluğun atlasını, Atlas Vacui’yi bu yüzden yazdım: Sen okuyasın diye değil, yaşayasın diye.

Onun sözlerinden başka bir alıntı da şöyle:

Sizler, hepiniz, içinde yaşadığınız dünya, Konstantiniye, her şey, sadece ve sadece benim düşüncemde varsınız. Düşünüyorum, ama sadece ben var değilim. Düşündüğüm için asıl sizler varsınız; sizler ve içinde yaşadığınız dünya.

Düş kavramının yoğrula yoğrula şekil değiştirdiği kitaptan bir de şu alıntıyı eklemeliyim:

Bilge demkeşin anlattığına göre, fî tarihinde çok uzak bir ülkenin padişahına gelen kâhinler ona ülkesinin büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu söylemişlerdi. Sözkonusu tehlike ise, bir yıl sonra doğacak olan ve kurduğu düşlerin hepsi bir anda gerçeğe dönüşüverecek bir çocuktan ibaretti. Öyle ki, çocuk eğer başkentteki bütün evlerin altın olduğunu düşünürse, evler gerçekten o anda altın oluverecekti. Bununla birlikte eğer padişahın fakir olduğunu düşünecek olursa sarayları, köşkleri, atlasları ve altınları o anda hiçliğe karışacak olan padişah parasız pulsuz biri olacaktı. Çocuğu doğar doğmaz öldürmek de olmazdı, çünkü kader artık bağlanmıştı. O hiçbirşey düşünmeyecek olursa, düşünülmedikleri için artık ne dünya ne de kendileri varolabilirlerdi. Bunları işitir işitmez dehşet içinde kalan padişahın emriyle sözkonusu çocuk aranıp bulunmuş ve kırk bir ilim üstadı olan doksan dokuz âlim, gerçek olan ne varsa ona öğretmeye başlamıştı, öyle ki, çocuk bu sayede sadece gerçek olanları düşünecek ve böylece âlemin nizamı aksamayacaktı. Fakat düş kurması yasaklandığı için sonunda bu çocuk mutsuz olmuştu. Onunla birlikte ülkenin de mutsuz olduğunu gören en yaşlı bilgin, günlerce düşündükten sonra nihayet bir çözüme ulaşmış ve çocuğa, düş kurmasının yasak olduğunu, ama insanların düş kurduğunu düşlemesine herhangi bir sakınca olmayacağını söyleyerek ona izni vermişti.

İhtiyar demkeş, ademoğlunun gördüğü her rüyanın, kurduğu her düşün işte bu mutsuz çocuğun eseri olduğunu söyleyip hikayesini bitirdi.”

Sayfalar arasında şu cümleye de rastlıyorum:

“Onun dünyasına aşina olmayanlar, rüya görmediği için üzülen bu oyunbaz çocuğun aslında alacalı düşler kadar renkli bir âlemde yaşadığını nereden bilebilirlerdi.

Bünyamin’in dünyaya şahtlik edişini “zaman hareketle varolur “sonucunu basa basa anlatan, boşluğun hammaddesi kara parayı uzun süre merak ettiren yazar kitabına da şu cümleyi alıntılamış:

Boşluğun üzerine kuzeyi yayarve hiçliğin üzerinde dünyayı asar

Ben okumuş olmaktan çok memnun oldum. Ama şu da var ki kitap “Zaten görülen ve görülmeyen bütün düşler, bu karanlığın ta kendsi değil miydi?” cümlesiyle biterken “Ama daha çok erken!” dedim içimden. Fantastik dünyada uçan halıda, tam da Konstantiniyye’nin üzerinde biraz daha gezinmek istediğimden bunu aklıman geçirdim.

Banu







Plusthesia Arabesque

Categories: diario, disegno, frenesia | Nisan 10th, 2008 | by Banu | 14 comments

pluie/stezi

plustezi

 

adımın bir rengi var
adımın senin dilinle söylenişinin
beni dinleyişinin…

beni dinlemenin rengi uçmanın rengine benziyor

adının bir rengi var
adının benim dudaklarımdan çıkışının
seni dinleyişimin…
seni dinlemenin rengi, tatlı rüyaların rengine benziyor

uzaktalığının üşütücü bir rengi var
bizi yakın eden çok şeyin de…
varlığının
varlığına vakfımın…
seni bilmemin rengi, seni özlememin rengine hiç benzemiyor

ama

ya sesin?…
o bambaşka bir ışık tayfı
optik labında bunu incelemeliydim
hayretin rengini oradan da seyretmeliydim

hayretin rengi, kalp çarpması rengine benziyor

renklerin gölgelerle dansı gibi sesin
ışıltıların yanıp sönme peryodu, mutluluğun rengine benziyor

bu yüzden bazen seni dinleyemiyorum

dil tutulmasının rengi, göz kamaşmasının rengine benziyor

ah !
ya ellerine dokunmanın rengi nasıl?
bunu onlarlayken sadece sana anlatmalıyım
ya da bilmiyorum

burada hemen susmalıyım…

susmamın rengi, sevmemin rengine benziyor


 

banu pluie

 

plustezi: sinestezinin pluie hali.

sinestezi: 1 , 2

-faubourg st-denis seyretmenin itkisiyle yazıldığını da itiraf etmek gerek-

 

 







ek-stasis

Categories: Fizica, diario, disegno, filosofia, frenesia, lettura | Nisan 9th, 2008 | by Banu | 13 comments

ek-statis

 

Hesaplanamaz birşeyi anlamlandırmaların yokluğunda , dili tehlikeye atmak pahasına da olsa boşluktan anlam çıkarmak gerekir. Demek ki şiirselleştirmek gerekir ve olayın şiirsel adı, bizi öngörülerin alev almış çemberinden kendi dışımıza fırlatan şeydir.

 


 

Banu: Sevdiğimiz dilden konuşalım mı?
Kanonik: Olur.
Banu: Sonsuz maviden cümleler kursan sen mesela.
Kanonik: Tamam. Sen çoğu renklerini söndür ama.
Banu: Kırmızı kalsın mı?
Kanonik: Tabii ya. Bir de gri. Tam ay vakti şimdi.

 

 


 

* Resimdeki dizeler:
“Wurfscheibe, mit
Vorgeischten besternt,
wirf dich
aus dis hinaus.” Paul Celan

* Kanonik:
Yarı hayal-yarı gerçek kanonik karakterin kısaltılmışıdır. -Matematikte kanonik bir kavramın “doğallığını” ve “benzerinin olmayışını” belirtmek veya önemsiz bir ayrıntının “koordinatlardan bağımsız” olduğunu göstermek amacıyla kullanılır.-

*Ek-stasis:
“Yunancada vecd anlamına gelen ekstatis kelimesinin düz çevirisi “kendinin dışında olmak”tır ( ya da kendinden geçmek ). Heidegger literatüründe bu düzanlama da gönderme yapabilmek için ek-stasis şeklinde tireli yazma teamülü oluşmuştur.”

Older Posts »