*oyulan, gölgelere boğulan bir çıkmazda hızla sıkıştığım ,eridiğim, söylemekle söylememek arasında tedirgin bir sarkaç olduğumdan en emin olduğum gün*
yan masadaki çift decaff istedi
kahve olmayan kahverengi bir sıvı neden içmek istenirdi ki?
özünden arındırılmış bir şeyi içtiğinde insan keyif mi alır? ya da keyif aldığını mı hayal eder?
“kahve içerek keyif al” ve “kahve sağlığına zarar verici olabilir” uyarılarını aynı anda dinliyorlardı.
kahve içmek“le “içmemek“i bu yüzden aynı anda yapıyorlardı.
*sen cennet gibi olduğun için kıskaçtan çıkıp, gelgitlerimi durdurup, hayalden salıncağımdan inip boynuna sarılmak istediğim gün*
xanaxla şampanyayı aynı anda içen birer glamourama kahramanı olduğunu düşündüm o çiftin.
“şampanya heyecan vericidir” ve “xanax sakinleştircidir” diyordu uyarılar. kahraman sadece birini değil, zıt olduğu halde her ikisini dinliyordu. durmadan bunları içiyordu.
*yandaki çifti de , glamourama kahramanını da anladığım gün.*
söylemekle söylememek arasında kıvranan ben için de bir decaff var mıydı?
denizleri olan şehirlere kapılmak gibi, beni anladığına inanmam gibi huzurlu zamansız noktalar?
*tom waitsin durmadan “but I feel much cleaner after it rains” dediği gün.*
kalbim artık dinlensin diye sanki
incecik, daha büyümemiş, uslu bir yağmur indi.
söylemekle susmayı aynı anda yaptım,
çok ağladım.







